24 Kasım 2010

Bayramınız Kutlu Olsun...

2010 Kurban Bayramı acı bilançosu: 146 kişi öldü, 649 kişi yaralandı, kaç hayvan telef oldu bunun malesef istatistiği yok. Arkadaş nasıl bir ülkede yaşıyoruz? İnsanın inanası gelmiyor. Ancak halkımız bu ölümleri o kadar kanıksamış durumda ki, ne çözümle ilgili bir kafa yoran var, ne de sosyolojik olarak bu durum artık inceleme konusu yapılıyor.
Bayram öncesinde tipik gazete başlıkları veya televizyonlar da bir iki satır uyarı sonrasında da "Azrail bayramda da boş durmadı" başlıkları.
Malesef durumumuz içler acısı ve ben bu duruma ALIŞMAK istemiyorum. 150 can ya giden, sayısal olarak bakıldığında ne kadar da kolay söyleniyor değil mi? 150 kişi öldü, gazete gördüğümüzde artık detaylarına bile bakmıyoruz, ölenler artık sadece bir istatistik. Ama ya yanı başımızda böyle bir ölüm olsa acaba acımız nasıl olurdu? Ya da bu tip cinayetler illa ki bizim başımıza ya da yakınlarımızın başına geldiğinde yani iş işten geçtikten sonra mı feryat edeceğiz acaba? Ne dersiniz???

Son Not: Trafik Canavarına sadece bayram da dur demeyelim. Bu bayram onlara (!) diğer bayram bize olmasın :(

7 Kasım 2010

Grangé' i Beklerken

1961 Paris doğumlu, eski gazeteci ve artık tam zamanlı yazar. Kurtlar İmparatorluğu, Leyleklerin Uçuşu, Siyah Kan, Şeytan Yemini, Taş Meclisi, Koloni, Ölü Ruhlar Ormanı... Evet Grangé' den bahsediyorum. Neredeyse her kitabını soluksuz okuduğum korku gerilim yazarı. Her bitirdiğim romanı sonrasında bir sonrakini sabırsızlıkla beklediğim bir yazar ve inanın elimde romanı varken hayatla bağlantım kesiliyordu. 

Doğan Kitap'ın konuğu olarak Fransız Kültür Merkezinde 5.Kasım Cuma akşamı bizimle buluştu:)) 
Sisli bir İstanbul ikindisinde vapurla Karaköye geçerken tam karşımda aşağıdaki sahneler vardı.

Koşarak gittim ve sabırsızlıkla bekledim. Berbat bir organizasyonla başlayan sohbet bir nebze yarabandı tedbirlerle geçiştirildi ve Grangé' e mahcup olmanın eşiğinden döndük. Yaklaşık 150-200 civarında ve tek istekleri hayranı oldukları yazarla biraz sohbet edebilmek isteyen çoğunlukla da genç bir kitleyi organize etmek ne kadar zor olabilir? İçeriğini tam anlamamakla birlikte Doğan Kitap ve Fransız Kültür Merkezi'nin organizasyonuydu. Bayan arkadaşlarım beni ayrımcılıkla suçlayabilirler ama hep savunduğum bir fikrim var: Kadınlar çok iyi bir takım arkadaşı olabilirler Organizasyon ya da projenin başı olmadıkları sürece. Örneklerini çok fazla yaşadım, bir başka yazımda paylaşırım belki.
Moralimi hiçbirşeyin bozmasına izin vermeden hayranı olduğum Grangé' i süper Fransızcamla dinledim :P ve kafa salladım :)
Son dönemde o kadar çok psikolojik gerilim polisiye romanı okudum ve filmini izledim ki anlatamam. Dolayısıyla seri katiller hakkında yorum yapabilecek kadar alt yapıya sahip oldum.
Sohbetin ortalarına yakın Grangé bana muhteşem bir orta yaparak, aslında yetim büyüdüğünü ve çocukluğundan kaynaklanan birçok korkusunun olduğundan bahsetti ki tipik bir seri katil profili. Eski futbolcu ben pası aldım ve bence geceye renk katan sorumu sordum: "İçinizde bir seri katil potansiyeli olduğunuzu düşünüyor musunuz?" Ancak Grangé tam bir Fransız kaldı ve kendinin çok normal olduğundan,çocuklarına iyi bir baba olduğundan ve örneğin sabahın 4' ünde kalkıp bir otopsi sahnesini yazabilecek kadar normal (!) olduğundan bahsetti. Ben içimden kahkahalarla güldüm baktım sahneye ama Grangé çok ciddiydi. Devam etsem yarım saatte ondaki potansiyelle yüzleştirebilirdim ama adamın 2 kitabının direk Türkiye ile ilgili olmasına rağmen "Türkiye ile ilgili bir kitap yazmayı düşünüyor musunuz? diye soran FAN KLÜP(!) üyesi arkadaşlar sözü aldılar. İnanamadım, şaşırdım ve her yabancıya ülkemizi şehrimizi nasıl bulduğunun sorulmasından gına geldi ve içimden kustum. Bu nasıl bir ezikliktir? nasıl bir aşağılık hissi ve kendini beğendirme psikolojisidir anlamak mümkün değil,en azından benim için.
Velhasıl 1 saat süren bir sohbet sonucunda imzalanmamış bir çanta kitabımla biraz hayalkırıklığıyla (sadece imza kaynaklı) ancak mutlu mesut evimin yolunu tuttum...
Son not: Grangé' in yeni kitabı ve bitecek film projesi dört gözle beklenecek...
Sevgiyle ve Kitapla kalın.
H.

SON NOT 2: Grangé Fan Kulüp'ten gelen uyarıyla yazımda kulübe ait olduğunu yazdığım arkadaşın esasında kulüple hiç alakasının olmadığını belirtmek ister ve Kulüp arkadaşlarından da özür dilerim.

4 Kasım 2010

Yuppi

"Yaşamdan Dakikalar" tekrar başladı. Evet evet o dört birbirinden (malesef en ukalası ayrılmış) ukala, çok bilmiş herşeyi bilmiş ama bir o kadar insani değerlere önem veren şehrine, güzelliklerine, halkına onun sanatına saygı duyan ve her fırsatta dile getirebilen silahşörlerden bahsediyorum. Hıncal, engin yaşam deneyimine inanılmaz saygı duyuyorum. Hayata bakışlarımızın çok benzediğini düşünüyorum. Sunay, deli gerçek bir Dali bir adam :) Zekasına ve bilgisine hele hele hissederek anlatışına hasta olduğum tam bir Anadolu çocuğu ve İstanbul aşığı, Nebil, hemşerimi en sona bıraktım. Gerçek bir değer, gerçek bir televizyoncu ve dökümantasyoncu. Yaptığı belgesellerin her biri tarihsel bir döküman... İtiraf etmem gerekirse Haşmet'i çok özleyeceğim, çok sinirlendirirdi beni sonradan kendime benzettiğim için bu kadar kızdığımı fark ettim-ettirildim...Umarım en kısa zamanda o da gelir.
Her birinin gerçek yaşamda genel tavırlarının ve kişiliklerinin ne olduğunu hiç bilmiyor ve önemsemiyorum. Beni 2-2,5 saat acaba şimdi ne anlatacaklar diye heyecanlandırıyorlar ya bana yetiyor. Her bölümü benim için gerçekten çok anlamlı ve özel.
Bir program bakmışım İspanya'da Prado Müzesindeyim, bir program Louvre, bir program bakıyorum Osman Hamdi'nin bir resminde ya da Fikret Mualla'nın ya da bir Ara Güler fotoğrafının içinde eski bir İstanbul sokak arasındayım.  Ya da Fazıl'ın bir konçertosundayım ve onunla beraber çalıyorum. Her program bambaşka alem ve bambaşka bir zevk anlayacağınız...   

Benim için her biri Don Kişot'lar. Çünkü toplumun entellektüel zevkleri ve seviyesi o kadar düştü ki, zevksizliğin baştacı edildiği ucuzlukların piyasa yaptığı, sanatçı müsvettelerinin etrafı kuşattığı bir dönem yaşıyoruz. Buna karşı verilen savaşı Don Kişot'un Değirmenlerle olan savaşına benzetiyorum, ama umarım sonları aynı olmaz. 
Yeniden başlamalarına çok sevindim...

ÖZ: Perşembe akşamları TV8'de buluşmak üzere...
Sevgiyle Kalın.
H.

26 Ekim 2010

Hastayım...

Hastayım, hastayım...
Mızmızlanmayı sevmiyorum ama uzun süredir vücuduma yapışan şu hastalığı atamıyorum. En ufak bir üşütme de tekrar yatırıyor. Normalde de zaten yüksek olan vücut ısım top yapmış durumda ve sürekli sırılsıklam olup üzerimi değiştiriyorum.Vücudumun her yerinden sızı yayılıyor sanki...

Ne menem birşeysin be Grip...Rahat bırak artık beni...

Son Not: En kısa zamanda grip aşısı olamalıyım :)
H.

Görsel: griptedavisi.blogspot.com

19 Ekim 2010

Gender Gap Index 2010


Türban, mürban derken toplumda kadınımızın durumunu gözler önüne seren Dünya Ekonomik Formunun Gender Gap Index 2010 raporuna göre anlı şanlı Türkiye'miz ki -neredeyse tüm Avrupa ülkelerinden önce kadınlarına seçme seçilme hakkı tanımış ülkemiz- 126. sıraya hak kazanmış. Kaç ülke olduğunu mu merak ettiniz? 134 ülke içerisinde 126. oldu. Nedir kriterler neler ölçülüyor derseniz de; kadınların sağlık, eğitim, ekonomik güç ve siyasi temsil gibi alanlarda erkekler karşısındaki durumu ölçüt olarak alınıyor. İsteyen arkadaşlar raporun Türkiye'yi ilgilendiren kısmını http://www.weforum.org/pdf/gendergap2010/Turkey.pdf linkinden görebilir. 
Evet Türkiye rapora göre, sağlık alanında 61’inci, siyasette 99’uncu, ekonomik katılım ve fırsat eşitliği konusunda 131’inci, eğitim konusunda de 109’uncu sırada. Fas’ı, Benin’i, Suudi Arabistan’ı, Yemen’i filan geride bırakmış. Ekonomik katılım ve fırsat eşitliği konusunda ise muhteşemiz 134 ülke arasında 131’inciliği yakalayabilmişiz.
Şimdi lütfen konuşun tüm kanalları dolduran cinsiyeti önemsiz türbanlı(!) aydınlarımız, ülkemizin cinsler arası gerçeği bu kadar ortada iken acaba türban yukardaki eşitsizliklerin hangisini çözecek?

Işığınızı kaybetmeyin.
H.

P.S. Okunması şiddetle önerilir.

12 Ekim 2010

Reiki

Geçen akşam yaşadığım bir deneyimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Facebookta beğendiğim bir gruptan 10.10.2010 a özgü Altın Üçgen (3.Göz) Uzaktan Enerji Şifa Paylaşımı etkinliği geldi ve bende denemek istedim. Gruba girdim ki yaklaşık olarak 600 civarında bir kullanıcı kitlesi etkinliğe katılıyor ve tabii ki heyecanlandım.
Tam da onların bahsettiği adımları yaptım ve tam saatinde yani saat 22' de evin sessiz bir odasına çekildim. Yaklaşık 10 dk. gibi bir zaman geçti ve topuklarımdan yukarıya doğru bir ateş topunun yükseldiğini hissettim. Acaba beynim bir oyun mu oynuyordu? Düşünmek yerine yaşamayı tercih ettim. Çünkü zaten normal yaşamda da çoğu zaman beynimizin oyunlarına kanmıyor muyuz? Ve gerçekten de bacaklarımdan yukarıda doğru çok etkili bir ŞEYİN yükseldiğini hissettim sonrasında bu etki kollarıma doğru aktı. Ancak bu deneyimi kısa tutmak zorunda kaldı. Çünkü içeriden oğlumun sesine hatta ağlayışına cevap vermek zorundaydım. Reiki konusunda deneyimli arkadaşlar için belki çok küçük bir şey olarak gelebilir ama beni çok etkilediğini söylemeliyim.
 

ÖZ: Herşeyi bilen ben Enerjiyi gerçeten küçümsemişim. Ama hiçbirşey için geç değil :)

Takıntılarım V.1


Önceden de biliyordum ama bugün yine yüzleştim ve gerçekten takıntılarımı yazmaya karar verdim...
1. Herhangi bir kaldırımda, metroya yürürüken ya da herhangi bir merdivenden çıkar ya da inerken, insanlar neden karşı taraftan kimse gelmeyecek ya da onların geçmesine gerek ve izin yokmuş gibi insanca(!) yürür? Tam benlik durum ve bende inatlarına üzerlerine doğru yürürüm, beklerim ki biriyle çarpışalım ve girelim birbirimize rahatlayım ve bu  takıntımdan kurtulayım.
2. Minibüslerde ne kadar kalabalık ne kadar sıkışık olursa olsun kendi paramı kendim vermekten hoşlanıyorum ve kıçını devirip parasını başklarına uzatan insanlardan(!) çok hoşlanıyorum. Neden onlar kadar konforuma düşkün olmadığımı hep düşünürüm ve beklerim ki benden paralarını uzatıp vermemi istesinler ve ben oturduğum koltuktan kalkıp normalde onun kalkarak kimseye ihtiyacı olmadan verebileceği parayı onun yerine vereyim.
3. Yollarda sigara içen insanlara(!) bayılıyorum. Özellikle sabahın köründe (günün diğer saatleri bu eylemi zararsız ve beni de takıntısız bırakmıyor) arkasından kimin geldiği önemli olmadan püfür püfür sigaralarını arkalarından gelenlere de zorla içirek giden insanlara bayılıyorum. Bekliyorum ki sabah sabah ettiğim okkalı cümleleri duyup benimle sohbete girsin :)
4. Bazan sınıfta "bu bana nerde lazım olacak ya da nerde kullanacam?" sorusunu soran genç insanlara takılıyorum (ender olarak ama). Sevgili Tuncay'ın "kız isterken lazım olacak" cinsinden kötü bir espri yapmakla yapmamak arasında gidip geliyorum. 
5. Herşeyi bilmekten, herşeye bir cevabımın olmasına takılıyorum ve dışarıdan kendime bakıp kendime takılıyorum ve diyorum ki "allahtan çevremde benden bir tane daha yok :)"

ÖZ: Şimdilik bunlar geldi aklıma en kısa zamanda takıntılarımın sayısını azaltıp aklıma gelenlerin sayısını arttırıp karşınıza öyle geleceğim :)
H.