Yaklasik 7 hafta suren ve yapilma nedenini hicte onaylamadigim Yaz Okulunu bitirdik. Fakultenin yeni olmasi nedeniyle problemli bir donemdi, hele sicaklari da ilave ettiniz mi al sana eglence. Ama cok guzel bir donem gecirdik. Simdi ver elini tatile. Bircok yeni planlarla hem bedenimi hem de ruhumu dinlendirecegim muthis bir 2 hafta beni bekliyor.
Surecek...
9 Ağustos 2012
2 Ağustos 2012
Seker
Ismi gibi guzel birsey degil bu. Cok uzun zamandir ihmal ettigim birseydi ama artik yeter dedim ve sabah itibariyle gazetelerimi de alip klinige gittim hayirlisi bakalim. Tum sevdiklerim sizi neden kirdigimi, bagirip cemkirdigimi ogreneceksiniz. Yoksa ben hepinizi tek tek cok seviyorum. Yukleyin sekerimi, Sekerman geliyorrr.
1 Ağustos 2012
Fenerbahce
Bu sene kombine almadim. Yasanan surecle yada bilmem kac mac iceride mac yok diye kesinlikle degil sadece tercihti.
Bugun ilk macina cikiyor Cubuklular ve kalbim yanlarinda olacak.
Basarilar
Bugun ilk macina cikiyor Cubuklular ve kalbim yanlarinda olacak.
Basarilar
27 Temmuz 2012
Dönüs
Uzun zaman oldu bloga girmeyeli, yazmayali, hosuma giden bloglari okumayali. Araya cok seyler girdi. Yeni bir ise girdim, ciktim:), akademik kariyerimde cok onemli bir asamayi gectim artik daha ozgurum. Instagrami kapadim ama yeni bir bagimlilik baslattim Streamzoo bakalim ne zaman bikacagim.
Blogger'in yeni app ini esimde gorunce atladim. Bilgisayara ihtiyacim olmadan bloguma yazilar yazacaktim cok sevindim.
Yazmaya geri donmek istiyorum.
Sevgiyle kal.
Görsel: Nilo, Fenerbahce Sahil
Blogger'in yeni app ini esimde gorunce atladim. Bilgisayara ihtiyacim olmadan bloguma yazilar yazacaktim cok sevindim.
Yazmaya geri donmek istiyorum.
Sevgiyle kal.
Görsel: Nilo, Fenerbahce Sahil
5 Şubat 2011
Ahlak Üzerine Kısa Not
Ahlakçılık, tekleştirmek,benleştirme, bizleştirme çabasından başka birşey değildir. Bizden ayrı olanı bize doğru yaklaştırma çabasıdır. Birini değer yargılarımıza karşı davranışını gördüğümüzde bize çağırma çabasıdır. Şili'li bir biyolog olan Humberto Maturana'nın güzel bir sözü vardır ve gerçekten çok beğenirim: "Bir insan diğerine hakikatin ne olduğunu söylediğinde gerçekte yaptığı şey itaat talep etmektir. Yani gerçek hakkında ayrıcalıklı bir fikre sahip olduğunu iddia eder."
Bir tip Ahlakçılar vardır ki, onların tarzından başka bir hayat tarzı olamaz ve diğer bakış açılarının hepsi tü kakadır. Diğerinin yaşama hakkı bile yok hatta olmamalıdır da. Ancak diğer taraftan, bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyenler vardır. Bunlar diğerlerinin ne yaptığıyla ilgilenmez. Gerektiğinde yorumlar belli bir noktaya kadar eleştirir de ancak yargılamaması gerektiğini ve hayatın aslında farklılıklarla güzel ve yaşanılası olduğunu ve saygı duyması gerektiğini bilir. Ta ki kendisi ya da kendisine ait şeylere saldırı gelene kadar. Bir de en son grup vardır ki; herkes istediği gibi yaşasın bende istediğim gibi yaşayabileyim. Hayata karşı bir duruş sergileme gereği olmasın kime ne, hayat benim değil mi duruşudur ki bu da bir duruş mudur tartışılabilir. Hiçbir yorum getirmemek değer yargısızlıktan mı yoksa saygıdan mı karışık benim için net değil. Değer yargısının gelişimi hakkında da yazmak istiyorum aslında nedir ne değildir diye..
Gelelim mevzumuza. Evet Defne Joy öldü. En son noktaya geldi artık. Nasıl yaşadığı ya da nasıl öldüğü inan beni hiç ama hiç ilgilendirmiyor.İyi insan kötü insan klişelerine de gerek yok. Neye göre iyi ne ye göre kötü. Ancak arkasından yaşanan bazı şeyler insanlığımızı ortaya döktü. Ahlaktan ne kadar nasibimizi al(a)dığımızı gösterdi.
Sevgili Hıncal Uluç - ki yakınlarım bilir ki ben gerçekten beğenir(d)im. Entellektüel birikimlerini dinlemekten ve okumaktan zevk alırdım. Çıkıntı dediğimiz tiplerdendi- Defne hakkında yazdığı yazı hakkında düşüncelerimi tekrar gözden geçirmemi sağladı. Belki niyeti farklı bir noktaya eşinin üzerine çekmekti ancak yazdığı yazı tam bir fiyaskoydu. Bence bugüne kadar ki en büyük gafıydı. Süreyya-Ayhan Kop olayı patladığında en büyük desteği verenlerdendi. Aşk için yaşanabilecekleri en yüce yerlere koyandı, toplumun değer yargılarını sarsabilecek cesareti savunan kendisiydi. Ancak...Olmadı Hoca yakışmadı ya...
Diğer bir yazı ise ki beni yine irite etti. Yunus Günçe'nin arkadaşının dostunun arkasında bir feryadı vedası olan yazıdan bahsediyorum. Facebook denen sosyal iletişim aracında eminim binlerce kişi paylaşıyor ve paylaşacak yakın zamanda. Ya ne olur bırakın bu nemalanmaları. Eğer gerçekten dostun ise böyle bir yazı hem de öldüğü gün yazmazsın be kardeşim. Bazı şeyler gerçekten kalpte yaşanmalı. Ne güzelde eline dövmesini yaptırmış God is Love. Bak işte herkesin aşkı tanrısında gizlisinde...Ölümün arkasından derin bir sessizlik yakışır.Artık kelimeler bu noktada çalışmaz. Gidenin ardından en güzel yazılar artık yokluğu acıtmamaya başladıktan sonra yazılır. Artık duygular daha anlaşılabilir hale geldiğinde....
Evet içimdeki ahlak bekçisi harekete geçti sanırım yine.Evet sevgili Defne sen öldün umarım gittiğin yerde burada ki gibi neşeli olur ve insanları eğlendirirsin.
Ahlak ya da ahlakçılık her dönem bizi meşgul edecek sadece dış dünya için de değil kendi içimizde kuruntularımızda beynimizin hücrelerinde.
Hayata bir kez geliyoruz (mu), yaşayalım ama duruşumuzda olsun.
Sevgiyle kalın.
H.
Görsel: http://www.facebook.com/home.php#!/album.php?aid=340184&id=171633248622
13 Ocak 2011
anksiyete more anksiyete
...
Viski, yorgunluğu alır derler. Kasdettikleri günün yorgunluğudur. İstediğin kadar iç, hayatın yorgunluğu baki kalır...
Bir şişe viski biter, kalkarım. Ali'nin yüzünde "gelişin bana acı verdi" cümlesiyle bırakırım. Benim yüzümde ise, "vicdan sahiplerinin mağdur ettikleriyle imtihanı çok zorludur" cümlesi. Asansör gelir. Ali zoraki gülümser.
"Gene gel ara sıra." der.
Genel gel ara sıra mı?Donup kalırım. Szöcükler dökülür ağzımdan, parça parça olur.
"Beni şimdi yıktın Ali. Beni şimdi gerçekten terk ettin!."
Sarsılır Ali'nin yüzü darmadağın olur. Söylenebilecek en yanlış şeyi söylediğini anlar. O güzelim siyah gözlerinde acı, yıldırım gibi düşer, tepeden tırnağa, yanar bana bunu yapma der gibi bakar. Bana bunu yapma'. Zayıf, boşlukta yüzen bir adam olduğumu yüzüme vurma!
"Anla beni... çok yorgunum..." der.
Anlıyorum der gibi bakarım, mahzun mağdur, mağrur.
Birden gözlerinden yaş parlar. Beni tutar kolumdan. Sımsıkı sarılır. Ali'nin gözyaşlarıyla içim yıkanır.
"Mutlaka gel, gene gel, n'olur gel..." der.
Giderim...
www.ayfertunc.com
12 Ocak 2011
YEŞİL PERİ GECESİ
...
Ruhla bedenin birbirinden ayrılması için ille ölmek gerekmez. İnsan yaşarken de ruhuyla bedeni birbirinden ayrılabilir. Ama asıl sorulması gereken soru, ruhla bedenin ölmeden birbirinden ayrılmasının mümkün olup olmadığı değil, bu ikisinin nasıl olup da tekrar birleşebildiğidir.
Nasıl olduğunu bilmiyorum, ama oluyor.
Bir şeyler oluyor. Ruhla beden birbirinden ayrılıyor. İnsan ölü gibi oluyor, ama ölü değil.
Varlık bir süre ruhta yaşamaya devam ediyor ve o an için kendine ait olmayan bedenin faaliyetlerini, sanki ölmüş gibi izleyebiliyor.
Ruhla bedenin birbirinden ayrı olduğu sırada duygular kayboluyor. Acı çekilmiyor, utanç duyulmuyor, zevk alınmıyor. Basit bir şaşkınlık ya da eylemin sonuna ilişkin bir merak bile doğmuyor.
Varlık tarifsiz, ışıklı bir boşluk haline gelen ruhta bütün özüyle yuvalanıyor ve ruh, tek başlarına iken varlıklarına tahammül edilmesi imkansız olan, hepsi birbirinden iğrenç:et, kemik, kan, sinir, yağ, doku, diş,kas, bez, kıkırdak, deri, saç, kıl, tüy, zar, tükürük, asit, salgı, safra, kusmuk, sümük, sidik, bok ve daha bir yığın iğrenç unsurun oluşturduğu, deri denen madde tarafından mükemmelen kaplanmış, kalbin attığı, kanın aktığı,kasların çalıştığı, salgıların salgılandığı, nöronların iletiştiği, kısacası tıkır tıkır işleyen ve bir araya gelince iğrenç olmaktan çıkıp güzelleşen, kimi zaman çok fazla güzelleşen ve adına beden denen bu bütünü izliyor.
Ruh sessizce ve yorumsuzca bedeni izlerken, beden iç ve dış faaliyetine devam ediyor.
Ruhla bedenin birbirinden ayrı olduğu sırada, beden tümüyle itaatkar, hiçbir şeye itiraz etmiyor, hatta en ufak bir iradi eylemde bile bulunamıyor. Bu sırada ruh çok soğukkanlı ve akıllı, hafızası var. Bedenin de bir hafızası var, ama olduğu daha sonra anlaşılıyor.
Ruhla bedenin ayrı olduğu sırada yaşanan her neyse, bitiyor ve uyku başlıyor. Bir süre için ruhuyla bedeni birbirinden ayrılan insan uyumaya başlıyor. Saatlerce uyuyor, günlerce, bıraksalar yıllarca uyuyacak.
O derin uyku sırasında ne oluyorsa, ruhla beden tekrar birleşiyor.
Varlık bir bütün olarak uyanıyor.
İşte, bu geçici ayrılığın çok acı veren sonuçları uyanınca yaşanmaya başlıyor.
Kan ağırlaşıyor, koyulaşıyor. Kalbin atışları düzensizleşiyor. Akciğerler büzüşüyor. Kemikler çıtırdıyor. Sinirler titriyor. Etler sızlıyor. Safra hareketleniyor. Beden külçeleşiyor. Bacaklar yürüyebilmek için birbirine sürüklüyor. Kollar yukarı kalkmıyor. Boyun başı taşıyamaz oluyor. Omuzlar düşüyor, göğüs kafesi sızlıyor. Her hareket büyük bir acıya yol açıyor.
Bu esnada ruh hafızasını konuşturmaya başlıyor. O konuştukça beden olup biteni anlıyor. Beden hatırladıkça ruh acıyor. Ruh acıdıkça damarlardaki kan çırpınıyor. Kan çırpındıkça mide yükseliyor. Mide yükseldikçe safra fışkırıyor. Safra fışkırdıkça mide ve boğaz ve ağız yanıyor. Mide ve boğaz ve ağız yandıkça gözyaşları sel oluyor. Gözyaşları sel oldukça insan çırpınıyor çırpınıyor çırpınıyor.
Sonunda unutma geliyor. Erteleme daha doğrusu. Hatırlamayı erteleme.
Ruh ve beden işbirliği yapıyor. Olup biteni derinlerde bir yerlerde saklıyorlar.
Ama bu tecrübenin izi incecik, buruşuk bir halde dokunsan acıyacak bir halde yüzeyde bir yerde duruyor. Olup biten hatırlanmasa bile, dinmeyen bir sızı kendini daima hatırlatıyor.
Bu sırada ruh da beden de ölmüş olmayı diliyorlar.
Ama çok sürmüyor bu. Her ikisi de yaşamak istiyor ve yaşamaya devam edebilmek için ölmüş olmayı dilediklerini unutuyorlar. Zaten artık birbirlerinden ayrı değiller, birlikte hareket ediyorlar.
Ayfer Tunç...
Görsel: http://my.opera.com/uzay/archive/monthly/?day=20090926
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



