21 Eylül 2010

ÇOK ÖZEL BİR AN

Güzel bir pazar öğleden sonra, Baba televizyonun karşısında akşam gideceği maçın son durumunu izlemek için kurulmuştur. Ufaklık hem babasının dikkatini çekmeye çalışmakta hem de ara ara televizyona göz atmaktadır. Bir ara toparlayabildiği tüm kelimelerle Baba ile aralarında aşağıdaki gibi bir diyalog geçer:
-Baba, Goooolll !!
-Evet Oğlum, Baba maça gidecek...
-Maç ??
-Evet Oğlum.
Ufaklık koşar adımlarla odasına gider ve kaybolur. Birazdan ellerinde kıyafetleri ve 
-Baba maç ??
Artık Baba'nın kaçar yolu yoktur, herşeye katlanarak ve Anne'yi ikna eder ve Oğlunu içinde hafiften bir korku olmasına rağmen 52.000 kişilik muhteşem stada götürmeye karar verir. Başına gelebilecek herşeye razıdır. Çünkü Oğlu  istemişti.
Maça az bir zaman kala,hazırlanıp beraber stadın yolunu tutarlar.

Maç istenildiği ve beklenildiği gibi müthiş heyecanlı ve Baba'nın takımının bir gollü galibiyetiyle devam ederken sütünü içmiş Ufaklıktan Baba'ya şöyle bir cümle gelir:
-Baba,maç bitti !!! (Buradaki ünlem bitti mi sorusu olmadığının gösteren emir kipinin ifadesidir. Ama Baba anlamaz)
-Yok oğlum bak maç devam ediyor.
-Baba maç bittiiiiiiii.
Baba,başına gelecekleri anlamıştır.Çaresiz ancak mutlu bir şekilde eve doğru yola çıkarlar. Baba,  karşılaşacağından habersiz karanlık yolda Oğluyla ilerlerken Ufaklıktan şöyle bir açıklama gelir:
-Baba Goooolllll , (aynı anda iki el açık yumruklar sıkılı)
-(Alkışlar)
-(Kendini sarar ve) sarılll birbir...
-(öpücük atarak) öptüüüüü.....
Baba, inanılmaz mutlu ve hayatı boyunca unutamayacağı çok ama çok özel bir "an" ile birlikte gözler nemli evin yolunu tutarlar. Ufaklık konuşmaya devam etmektedir:
-Anne, Ay,yıldız, kankande (karanlık)...

13 Eylül 2010

SİNOPALE 3


Yazı yazmada biraz geç kaldım biliyorum ama tatil dönüşü ben hala normal hayata pek gelemedim sanırım. Ciddi bir tembellik üstümde hala. En ciddi  işim öğrencilerimin notlarını girmek oldu düşünün tembelliği :)
Bu yazıda Sinop'ta daha öncesinde 2 kez yapılmasına rağmen gidemediğim ve ancak 3.cüsüne denk geldiğim Bienalden bahsedeceğim.
3 bienalinde kuratörü (ben de orda öğrendim duyardım sürekli ama :) bienalin sorumlusu) T.Melih Görgün, kendisi aslen Sinop'lu ve doğdu yerlere gerçekten  müthiş bir katkı sağlıyor bence.
Konusu: Gizli Anılar-Kayıp İzler
Amacı: "Kentin görünen ve görünmeyen yönlerinin ele alınmasıyla kent belleğinin algılanmasına ve bu yaşama alanına ait bilginin doğru saptanarak gelecek yıllara kalmasına yönelik olarak düşünülmüş olan bu kavram, tarihsel bağlamda “geçiş alanı” olarak saptanmış bu coğrafyada nelerin “konuşulup” nelerin “konuşulmadığına” dikkat çekmeyi amaçlıyor."
Tarihi  Sinop Hapishanesi merkez alınmış birçok eser orda sergileniyor. Bir de halk kütüphanesi vardı ve orada daha çok videolu ya da görüntülü eserler vardı.
Birçok yerli ve yabancı sanatçı katılmış ve bence oldukça güzel eserler bırakmışlar. 
Bienalin web sitesinden bunlar incelenebilir. http://sinopale.org Ben sadece gerçekten çok dikkatimi çeken birkaç tanesinden bahsedeceğim.
Sinop hapishanesi özellikle Sabahattin Ali ve Aldırma Gönül ile özdeşleşmiş çok eski bir hapishane şimdi ise Müze olarak kullanılıyor. Hatta bir kanalda bir televizyon dizisine de ev sahipliği yapıyor hala devam ediyor mu bilmiyorum. 
Eserler daha çok hapishanenin çocuk koğuşunda konumlandırılmışlar. Girişte Koğuşun camları daha doğrusu eskiden demir çubuklar olan yerde çok beğendiğim bir çalışma vardı, pencereler tamamen Aynaya dönüştürülmüş ve tam ortasında hoparlör var, hapisteki arkadaşlarınıza hangi parçaları söylerdiniz? sorusuna çocukların verdikleri cevaplar ve istedikleri parçaların kendi seslerinden dinletisi vardı ki çok beğendim.
Yine çok dikkatimi çeken bir çalışma Els Vanden Meersch'in Fotoğraf Enstalasyonları'ydı. Bu çalışmada Sanatçı eski ve terk edilmiş (ettirilmiş)  köylerin fotoğraflarını koymuş.1984-2010 yılları aslında Türkiye için gerçekten çok acı bir dönemi simgelemekte ve bitecek gibi de görülmemekte. Doğu Anadolu'yu bilen ve bu konuda da biraz duyarlı biri olarak hislenmiş bir şekilde gezerken yapılan bir espri beni kopardı herşeyden: 3 Sinop genci bu sergiyi gezerken en yaşlı olanı aynen şu cümleyi kurdu: "Laaa bunlardan bende bir sürü vardı bizim köyün resimleri isteseydi ben verirdim." Güldüm ağlanacak yurdum insanına. 

Çünkü aynı tipler biraz evvel dışarıda var olan bir sergi için yaptıkları belden aşağı eapri ile beni dumur etmişlerdi zaten.
Maria Papadimitriu' nun yaptığı Hotel Nokul (ki Nokul hamurlu bir Sinop yiyeceği) hapishanenin ortasındaki otobüsten oluşma bir otel hakkında yaptıkları yorumlardan sonra yanlarından uzaklaşmıştım ancak beni yine yakalamışlardı... Ben içimdeki güzel duyguları kaybetmeden diğer odalara ve sergilere daldım. Daha sonra Kütüphanedeki güzel videolardan oluşma çalışmaları görmeye gittim.
Ertesi akşam ise yine Bienal dahilinde Ziya Azazi'nin "Kor: Ateşin İçinde Tutsak" isimli dans gösterisi muhteşeme yakın bir çalışmaydı.

Böyle bir organizasyon Sinop' a yakıştı ve burdan emeği geçen herkesi tebrik ediyorum ve özellikle Melih Hoca'yı. Bravo hoca memleketine çok büyük bir katkı yapıyor.
Işıkla Kalın H.

22 Ağustos 2010

Tatilde Hayat

Ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın insanlar tatilin çoğunlukta iyi olduğunu söylerler. Yaşanan tüm yorgunluklara rağmen tatil her zaman gidilesi ve yaşanılası birşeydir. Bir haftalık tatilim de benim için öyle oldu. Güzel yorgunluklar yaşadım, küçük ama devam eden bir boğaz ağrısı getirdim yanımda ama baktığım zaman ruhen gerçekten çok huzurlu geldiğimi fark ettim.
Lütfen cevap verin böyle bir denizin ve doğanın olduğu yerde huzur olmaz mı?

Bilmeyenler için burası Sinop. Evet Türkiye'nin kuzey burnu, tek bir yoldan giriş çıkış yapabilirsiniz. Bir tek trafik lambasının olmadığı, orda yaşayan insanların birçoğunun kıymetini anlayamadığı ve zaman içerisinde de yozlaşmaya aday bir şehir Sinop, umarım yanılırım...
Hükümetin nükleer santral yapmayı planladığı o muhteşem koya sahip Sinop. Amazonların şehri Sinope...
3.cüsü yapılan Bienale sahip şehir Sinop...
Sinop' ta bıraktığım tüm dostlara sevgilerimi gönderiyorum.

5 Ağustos 2010

Ona Bir Oda Ver Baba, Bir Evi Olsun, Gidecek Bir Yeri Yok....

Ona bir oda ver baba, bir evi olsun burda büyüsün. Gidecek bir yeri yok...


Öylesine bir gündü. Hergün aslında öylesine geçiyor ama aynı bazılarımız için öylesineden çok daha büyük anlamlar taşıyor...06/02/1998 gibi ya da 04/06/2000


İnsiye H.

30 Temmuz 2010

Radyom AÇIK

Çok küçükken sabahları ve akşamları ev içerisinde radyo dinlemek bizim için gerçekten çok özel anlardı. Televizyon her evde olmadığı için radyo bizim gibiler için müthiş bir şeydi. Sabahları evimize dolan yurttan sesler korosu ve türküler hala kulağımdadır. Saat 09.40-10:00 arası (umarım yanlış hatırlamıyorumdur) arkası yarınlar ve radyo tiyatroları belki de bu kadar çok polisiye gerilim kitapları okumamın kaynağıdır. Hala benzerlerini görmedim ve duymadım. Bir ara NTV radyo, radyo tiyatrosu programı yapacaktı ama takip etmediğim için bilmiyorum ama umarım yapıyordur.
Radyo gibi radyo dinlemek istediğim zaman benim için vazgeçilmezlerden birisi Açık Radyo' dur. Frekansı 94.9 (her türlü reklama ve desteğe varım). Çok da güzel program tanıtımları var. Her renge ve her sese "AÇIK" radyo...
Sosyal içerikli ve gerçekten duyarlı birçok program olduğunu paylaşmak istiyorum. Hala hayattan, evrenden, doğadan ve memleketinden ümidini kesmeyen herkesi Açık Radyo' da buluşmaya davet ediyorum. 
Kalitesizliğin baş tacı edildiği, üretimsizliğin desteklendiği ve sapla samanın karma karışık olduğu ülkemizde en azından ne yaptığını bilen insanların varlığı beni gerçekten halkımızdan umutlu kılıyor. İşte size Açık Radyo Manifestosu:

"…Eğlenemiyoruz!

Radyo, televizyon, gazete, dergiler, sıkıcı ve vasatçı. Hepsinden öylesine kuru bir gürültü çıkıyor ki, sonuçta, bir ‘kakofoni’den başka bir şey doğmuyor. Bir anlamda, kitle iletişim araçlarının gerçek bir iletişimsizliğe yol açması gibi bir paradoks söz konusu.

Dolayısıyla, yeni bir radyoya ihtiyaç var.

Radyo ne işe yarar?
‘Zihin Tiyatrosu’nu kurmaya.
Zeki, duyarlı ve nazik insanları bir araya getirmeye.
100.000 kişilik sürekli bir parti yapmaya.
Olabilecek en direkt teması kurmaya.
‘Sağırlara Program’ yapmaya.
Belli bir fikri ve kültürel yapısı olan insanların bir arada olacağı bir ‘platform’ sağlamaya.
Bu insanları demokratik, özgür ve kaliteli bir ‘mecra’ çevresinde bir araya getirmeye.
‘Sağduyu’ya dayanan bir odaklaşmaya.
Kısacası nefes alıp, vermeye. ‘Temiz hava’ solumaya.

Haysiyetli işler yapmak lazım.

Hiçbir çözüm üretmeyeceğimize söz veriyoruz. (Olsa olsa, dünyadaki ‘meraksızlık’ sendromuna, geçici bazı çareler getirmeye çalışabiliriz.) Size bir şey vermek istemiyoruz; mümkün olduğu oranda sizden bir şeyler almak istiyoruz.

Çünkü bu, bizim ortak projemizdir.

Haziran 1995"

http://www.acikradyo.com.tr/

ÖZ: Kalite istiyorsanız dinleyin derim.
İNİSİYE H. 

29 Temmuz 2010

Kekilli Doymuyor (!)

Aynen yukarıda yazdığım gibiydi başlık. bkz. (http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/536616-kekilli-doymuyor-galeri)Ortalamanın altında birçok insan bununla ilgili yorumlar yazmış. Neden ortalamanın altında olduğunu düşündüğümü sorabilirsiniz. Üşenmedim okudum, ben okuduğum zaman 86 tane yorum vardı ve ben Türk insanının gerçekten ne kadar fazla zamanının olduğunu ve bunu ne kadar gereksiz kullandığını dehşetle gördüm. Bu arada benim de zaman ayırdığım gözden kaçmıyor ama gerçekten birkaç yorumdan sonra merak ettim çünkü. Bu arada. Sibel Kekilli, Duvara Karşı ile 2009 Lola (Almanya'nın en önemli film ödülü) ve Bambi (Alman Medya Ödülü) ödüllerinde En İyi Kadın Oyuncu, Eve Dönüş filmiyle Altın Portakal, son filmi Ayrılık ile 2010 Lola' da ve Tribeca Film Festivalinde (New York'ta yapılıyor ve dünyanın en önemli bağımsız film festivallerinden)En İyi Kadın Oyuncu Ödüllerini ve Bernhard Wicki Ödülü'ne layık görüldü. Şimdi de Avrupa Parlementosu (AP) sinema ödülü 'Lux' için yarıştığı için de Ödüle DOYMUYOR (!)muş. Aşağıda bazı örnekler ve yorumsuz.... Tüm imla ve yazım hataları yorum sahiplerine aittir. Kes Kopyala Düzeltme tekniği kullandım.

"türklerin geçmişine küfret. yada porno film çevir hemen ödülleri kaparsın. orhan pamuk ta bir milyon ermeniyi katlettik dedi hemen ödülü kaptı."

"bu kadinin babasi annesi ne durumdalar bilmeyenlere söylüyeyim tamamen bitmisler hasta olmuslar sinir hastasi allah kimsenin basina vermesin her gün 10000 ödül alsa ne olacak aile tamamen yikilmislar adeta yasarken ölmüsler aci bir durum hepimizin evlatlari var bu kizimizda dilerim iyi kötü arasinda iyi olani secer düzgün secim yapar....."

"mağdur rolü yapanın oy alması sadece bize özgü değil. kekilli geçmişini iyi kullanarak ödülleri topluyor. oyunculuğu çok iyi değil oysa."

"kekilli niye ve neye doymuyor?" "dövmesi hala duruyormu?"

"bizim milletde kekilliye doymuyor"

"murat kekilli sırf soy isim benzerliğinde adanaya köyüne döndüne şarkıcılıgı ınsan ıcıne cıkamadı"

"ülkemizin batılı modern yüzü bu işte. artık barbar türkler yok artık tayland türkiyesi var.fuhuş ve sapıklıkta birinciyiz"

"birsey olmaz kimse kiskanmasin yarin seda sayan gibi umreye gider tovbe edip normal hayatina devam eder"

"oscar bile alsa geçmişini temizleyemez."

"almanya gibi bir yerde bu kizin oyuncu olmasi müthis diye. 30 yasindayim almanya dogumluyum ve bana tam 3 defa teklif geldi yolda yürürken hemde taninmis yönetmen ve sirketlerden. eh bide düsünün siz bi, bu kadin pornoculuktan buraya geldi, yani ne kadar degersiz oldugu burdan anlasiliyor, masa gibi kullaniyorlar...her denileni yapiyorsa ki yapiyordurda zaten pornocu olduguna göre...."

"Türklerin yabancı ülkelerde ahlaksızlıklar yapmasını ödüllendiren yabancıların samimiyiteni inanıyormusunuz. tüm türkleri dünyaya böyle tanıtıp üstüne ödül veriyorlar bizde seviniyoruz gözünüzü açın artık bumu türk örf ve adetleri "

"genc kızları ödülerle kandırıyorlar kız düştüğü durumn farkında değil"

21 Temmuz 2010

Fazıl Say ve Türk Halkı

Uzun zamandan beri kendime verdiğim sözden dolayı çok canım istediği zamanların haricinde hiçbir şekilde ne yazılı ne görsel ne de sanal alemde haberleri izlememeyi tercih ediyorum. 
Geçen gün facebookta gelen ve Fazıl Say'ı eleştiren bir yazıdan sonra dikkatimi çekti. Dahi çocuk yine yapacağını yapmış ve muhalefetini koymuştu: "Türk halkının arabesk yavşaklığından nefret ediyorum."
İlk okuduğumda içim bir garip oldu,çünkü bu gariban yazar (! - arabeskçe takılmak istedim) gençlik dönemlerini en koyu arabesk parçalarla geçirmişti. Ferdi Tayfur ilk sahip olduğum hediye bir kaset (teşekkürler Onur) ve İbrahim Tatlıses'in Mavi Mavi albümü ise para vererek aldığım ilk albümlerdi. Sonrasında bazan dertler derya olmuş ben bir sandalın içinde, bazan bir sabahçı kahvesinde günü karşılamıştım. Bazan sevdiğimi 14 yaşındaki yeğeninden kıskanmış bazan Bergen'in kezzabıyla yanmıştım. Bu yüzden içim garip oldu.
Sonrasında Say'ın yazısını okudum.
"Arabesk müzik, arabesk yaşam tarzının betimlemesidir. Aydınlığın, çağdaşlığın ve öncülüğün, sanatçılığın sırtına külfettir. Emek karşıtıdır, duyarsızlıktır ve yaratamamaktır! Etik dışı “yalan dolanla” doludur. Ortadoğu işi, 3. sınıf, acındırmaca, tembellik, yeteneksizlik, rant, çamur, muallaklıklar üzerinden yaşar. Arabesk müziği yapan yapsın! Bu sayfaya tek gık diyeni yukarıdaki sebeplerden hemen atacağım! Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum, utanıyorum, utanıyorum!”
İlk okuduğumda sert buldum ancak her kelimesinde sonuna kadar haklıydı Dahi Çocuk. Yıllarca halkımıza arabesk bir yaşam tarzı benimsettiler, Halkı kaderci bir zihniyetin uşağı haline getirdiler. Türk insanını acıdan beslenir hale getirdiler. Yaptılar, ettiler ...
Yüzyıllardır getirdiğimiz insani değerleri yok ettiler, dilimizi yok ettiler sonuçlarını hepimiz yaşıyoruz görüyoruz. Eğitim içerisinde olduğum için en net gözlemleyebilenlerdenim. 
Arabesk yaşam tarzını halkımızın sanki gerçekten isteğiymişcesine arz-talep meselesine indirgediler. Arabesk kültürün genel yayılımına baktığımızda 80' lere denk gelmesi sizce çok manidar değil midir?
Olaya böyle bakıldığında gel de hak verme Dahi Çocuğa... Ayrıca bu konuşmayı twitter' da yazmadan çok daha önceden de yapmış hemde 2002 yılında.
Bazı paylaşım sitelerinde eleştirilere baktım ve aslında Say'ın ne kadar haklı olduğunu gördüm. Birçok kişi gerçekten cümleleri anlamadan kendilerince yorumlara kalkışmışlar aynen Ahmet Hakan gibi. Ne yazık ki, Hakan, Türkiye'nin en çok satan gazetelerinden birinde kocaman bir köşeye sahip. Birçoğu da Say'ın yaptığı Klasik Müziğe laf atmışlar. Yapacak fazla birşey yok arabesk beyinlerden fazlaca bir yorum beklenemezdi zaten.
Entellektüellik kavramı bile ülkemizde yerlerde sürünüyor. Sanatçı dediğimiz insanlar toplumlarının önünde olan insanlardır. Ülkenin yüz akları ve dışarıda en büyük temsilcileridir. Ha yok bizi Davutoğlu dışişleri bakanı olarak çok iyi temsil ediyor diyorsanız vuralım öldürelim Livaneli'yi, Say'ı, Biret'i, Pamuk'u, Yaşar Kemal'i, aynı Pir Sultan'ı Sabahattin Ali'yi ya da Nazım'ı öldürdüğümüz gibi.

genco erkal - fazıl say - nazım hikmet - yaşamaya dair
Yükleyen qp_747. - Yeni aile videolarını keşfedin.