12 Ekim 2010

Takıntılarım V.1


Önceden de biliyordum ama bugün yine yüzleştim ve gerçekten takıntılarımı yazmaya karar verdim...
1. Herhangi bir kaldırımda, metroya yürürüken ya da herhangi bir merdivenden çıkar ya da inerken, insanlar neden karşı taraftan kimse gelmeyecek ya da onların geçmesine gerek ve izin yokmuş gibi insanca(!) yürür? Tam benlik durum ve bende inatlarına üzerlerine doğru yürürüm, beklerim ki biriyle çarpışalım ve girelim birbirimize rahatlayım ve bu  takıntımdan kurtulayım.
2. Minibüslerde ne kadar kalabalık ne kadar sıkışık olursa olsun kendi paramı kendim vermekten hoşlanıyorum ve kıçını devirip parasını başklarına uzatan insanlardan(!) çok hoşlanıyorum. Neden onlar kadar konforuma düşkün olmadığımı hep düşünürüm ve beklerim ki benden paralarını uzatıp vermemi istesinler ve ben oturduğum koltuktan kalkıp normalde onun kalkarak kimseye ihtiyacı olmadan verebileceği parayı onun yerine vereyim.
3. Yollarda sigara içen insanlara(!) bayılıyorum. Özellikle sabahın köründe (günün diğer saatleri bu eylemi zararsız ve beni de takıntısız bırakmıyor) arkasından kimin geldiği önemli olmadan püfür püfür sigaralarını arkalarından gelenlere de zorla içirek giden insanlara bayılıyorum. Bekliyorum ki sabah sabah ettiğim okkalı cümleleri duyup benimle sohbete girsin :)
4. Bazan sınıfta "bu bana nerde lazım olacak ya da nerde kullanacam?" sorusunu soran genç insanlara takılıyorum (ender olarak ama). Sevgili Tuncay'ın "kız isterken lazım olacak" cinsinden kötü bir espri yapmakla yapmamak arasında gidip geliyorum. 
5. Herşeyi bilmekten, herşeye bir cevabımın olmasına takılıyorum ve dışarıdan kendime bakıp kendime takılıyorum ve diyorum ki "allahtan çevremde benden bir tane daha yok :)"

ÖZ: Şimdilik bunlar geldi aklıma en kısa zamanda takıntılarımın sayısını azaltıp aklıma gelenlerin sayısını arttırıp karşınıza öyle geleceğim :)
H.

1 Ekim 2010

Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe


...
Dostum dostum güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe


Öyle bir yerdeyim ki
Ne karanfil ne kurbağa
Öyle bir yerdeyim ki
Bir yanım mavi yosun
Dalgalanır sularda

Dostum dostum güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe
...
Hasan Hüseyin Korkmazgil

26 Eylül 2010

Bu ne ya ??

Tarih: 29 Eylül 2010
Saat: 18:35
Yer: ÖZGÜRLÜK PARKI
SAHNE 1
Hafta sonları yaklaşık 1500-2000 kişi misafir eden, biraz olsun temiz hava ihtiyacımızı karşılayan, arada yapılan sanatsal gösterileri, organik pazarı ve Fua Cafe'si ile yaz akşamlarımızın vazgeçilmez parkı. 


Her hafta sonu olduğu gibi yine parktayız ve aşağıdaki sahne aynen yaşandı:
Elinde iki köpek (ortalama boyutlarda 2 köpek) ile çakma sarışın bir Beyaz TÜRK (!) (neden öyle sıfatlandırdığım sanırım yazıda anlaşılacak aksi taktirde önyargı değil) köpeklerden birisi yerde ve gerçekten titriyor, oradan geçen bir bayan ile köpeklerin sahibi arasında geçen konuşma:
-Ne oldu neden titriyor köpekçik?
-Kahretsin bunları pis Kürt' ün (!) yüzünden, korkuttu köpeğimi
-Çok kötü nefretlikler
-Defolup gidin burdan, pis tecavüzcüler (!) bunlar hayvanlara da insanlara olduğu gibi tecavüz ederler. İğreniyorum bunlardan...
devamını dinleyemedim tüm sinirime rağmen oğlumu alarak ordan uzaklaştım çünkü kendimi tanıyorum. Amacım ne Kürdü savunmak olacak ne de islah olmaz muhalif yanımdan dolayı kadına laf söyleceğim. Sadece ve sadece neden diyecem ? NEDEN??
Ne zamandan beri biz bu kadar ayrımcı olduk? Ne zamandan beri sadece ırkından ya da görünüşünden dolayı insanları küçümser olduk? 
Midem bulandı ve okkalı bir küfür ettim. Kusmak istedim ama kadının üzerine...
Yazıklar olsun, ama tebrik ediyorum gerçekten başarıyorlar BAŞARDILAR.
Yüzyıllarca kardeş olarak yaşamış insanları bu hale getirmişler ya TEBRİK ETMEK (!) gerekiyor. 

ÖZ: GAME OVER

Sevgiyle kalın,yada sevgisizlik denizde boğulun.H.

"MEDRANO"

Benim küçüklüğümde televizyonda pazar günleri dünyaca ünlü sirk gösterileri yayınlanırdı. Tüm aile hatta o an evin içerinde bulunan tüm tanıdıkların çocukları oturur büyük bir keyifle izlerdik. O dönemlerde bu tip gösterilerin Türkiye'de hatta Adana'da olacağını düşünmek hayal sınırlarını zorlamaktı. Hemen gülmeyin bahsi geçen dönem 25-30 yıl öncesi :) Bu isteğimi hayalimi unutmuştum. MEDRANO Sirki'ni birçok kereler buralarda hatta burnumuzun dibinde gösteri yaptığını bilmeme rağmen gerçekten önemseyip gitmemiştim. Ancak Deniz ile yaşıt bir oğlu olan yakın bir arkadaşımız bize bilet alınca, bir çocukluk hayalimi gerçekleştirme imkanı doğdu ve c.tesi sirke gitmeye karar verdik.

MEDRANO SİRKİ, bir italyan sirkiymiş orda öğrendik :) Ancak Avrupa Birliği gibi bir sirk hatta dünya karması gibi, çünkü İtalyanından, Macarına, Almanından Brezilyasına kadar sanatçı vardı.
Hiçbir özel bir beklentim olmadan gösteriyi oğlumla kucak kucağa izledik. Bana maçı 30 dakikada bitirten Oğlum, ortamın çekiciliğinden yoksa Annesinin bizimle olmasından mı bilinmez 2 saatlik gösteriyi hiçbir dikkat kaybına uğramadan, hatta mısırları bile bakmadan ağzına atarak izledi. Hayvanların gösterilerini çok sevdi. Jonglörden palyaçosuna at, köpek, papaganlar ve hatta kaplan gösterilerinden tutun da özel dans eşliğinde muhteşem gösteri yapan Macar çiftine kadar tüm sanatçıları hepimiz büyük bir beğeniyle izledik. Gösterinin finalinde 3 Brezilyalının motor gösterisi vardı ki gerçekten akılları ve fiziği zorlayan bir gösteriydi. 








Deniz yine final konuşmasını çıkışta yaptı:
-korktu...
-kim oğlum??
-Deni
-neyden??
-motolardan
:))

ÖZ: Çok küçükken bile olsa bir hayalimi gerçekleştirmekten çok mutlu oldum.
Sevgiyle kalın H.

21 Eylül 2010

ÇOK ÖZEL BİR AN

Güzel bir pazar öğleden sonra, Baba televizyonun karşısında akşam gideceği maçın son durumunu izlemek için kurulmuştur. Ufaklık hem babasının dikkatini çekmeye çalışmakta hem de ara ara televizyona göz atmaktadır. Bir ara toparlayabildiği tüm kelimelerle Baba ile aralarında aşağıdaki gibi bir diyalog geçer:
-Baba, Goooolll !!
-Evet Oğlum, Baba maça gidecek...
-Maç ??
-Evet Oğlum.
Ufaklık koşar adımlarla odasına gider ve kaybolur. Birazdan ellerinde kıyafetleri ve 
-Baba maç ??
Artık Baba'nın kaçar yolu yoktur, herşeye katlanarak ve Anne'yi ikna eder ve Oğlunu içinde hafiften bir korku olmasına rağmen 52.000 kişilik muhteşem stada götürmeye karar verir. Başına gelebilecek herşeye razıdır. Çünkü Oğlu  istemişti.
Maça az bir zaman kala,hazırlanıp beraber stadın yolunu tutarlar.

Maç istenildiği ve beklenildiği gibi müthiş heyecanlı ve Baba'nın takımının bir gollü galibiyetiyle devam ederken sütünü içmiş Ufaklıktan Baba'ya şöyle bir cümle gelir:
-Baba,maç bitti !!! (Buradaki ünlem bitti mi sorusu olmadığının gösteren emir kipinin ifadesidir. Ama Baba anlamaz)
-Yok oğlum bak maç devam ediyor.
-Baba maç bittiiiiiiii.
Baba,başına gelecekleri anlamıştır.Çaresiz ancak mutlu bir şekilde eve doğru yola çıkarlar. Baba,  karşılaşacağından habersiz karanlık yolda Oğluyla ilerlerken Ufaklıktan şöyle bir açıklama gelir:
-Baba Goooolllll , (aynı anda iki el açık yumruklar sıkılı)
-(Alkışlar)
-(Kendini sarar ve) sarılll birbir...
-(öpücük atarak) öptüüüüü.....
Baba, inanılmaz mutlu ve hayatı boyunca unutamayacağı çok ama çok özel bir "an" ile birlikte gözler nemli evin yolunu tutarlar. Ufaklık konuşmaya devam etmektedir:
-Anne, Ay,yıldız, kankande (karanlık)...

13 Eylül 2010

SİNOPALE 3


Yazı yazmada biraz geç kaldım biliyorum ama tatil dönüşü ben hala normal hayata pek gelemedim sanırım. Ciddi bir tembellik üstümde hala. En ciddi  işim öğrencilerimin notlarını girmek oldu düşünün tembelliği :)
Bu yazıda Sinop'ta daha öncesinde 2 kez yapılmasına rağmen gidemediğim ve ancak 3.cüsüne denk geldiğim Bienalden bahsedeceğim.
3 bienalinde kuratörü (ben de orda öğrendim duyardım sürekli ama :) bienalin sorumlusu) T.Melih Görgün, kendisi aslen Sinop'lu ve doğdu yerlere gerçekten  müthiş bir katkı sağlıyor bence.
Konusu: Gizli Anılar-Kayıp İzler
Amacı: "Kentin görünen ve görünmeyen yönlerinin ele alınmasıyla kent belleğinin algılanmasına ve bu yaşama alanına ait bilginin doğru saptanarak gelecek yıllara kalmasına yönelik olarak düşünülmüş olan bu kavram, tarihsel bağlamda “geçiş alanı” olarak saptanmış bu coğrafyada nelerin “konuşulup” nelerin “konuşulmadığına” dikkat çekmeyi amaçlıyor."
Tarihi  Sinop Hapishanesi merkez alınmış birçok eser orda sergileniyor. Bir de halk kütüphanesi vardı ve orada daha çok videolu ya da görüntülü eserler vardı.
Birçok yerli ve yabancı sanatçı katılmış ve bence oldukça güzel eserler bırakmışlar. 
Bienalin web sitesinden bunlar incelenebilir. http://sinopale.org Ben sadece gerçekten çok dikkatimi çeken birkaç tanesinden bahsedeceğim.
Sinop hapishanesi özellikle Sabahattin Ali ve Aldırma Gönül ile özdeşleşmiş çok eski bir hapishane şimdi ise Müze olarak kullanılıyor. Hatta bir kanalda bir televizyon dizisine de ev sahipliği yapıyor hala devam ediyor mu bilmiyorum. 
Eserler daha çok hapishanenin çocuk koğuşunda konumlandırılmışlar. Girişte Koğuşun camları daha doğrusu eskiden demir çubuklar olan yerde çok beğendiğim bir çalışma vardı, pencereler tamamen Aynaya dönüştürülmüş ve tam ortasında hoparlör var, hapisteki arkadaşlarınıza hangi parçaları söylerdiniz? sorusuna çocukların verdikleri cevaplar ve istedikleri parçaların kendi seslerinden dinletisi vardı ki çok beğendim.
Yine çok dikkatimi çeken bir çalışma Els Vanden Meersch'in Fotoğraf Enstalasyonları'ydı. Bu çalışmada Sanatçı eski ve terk edilmiş (ettirilmiş)  köylerin fotoğraflarını koymuş.1984-2010 yılları aslında Türkiye için gerçekten çok acı bir dönemi simgelemekte ve bitecek gibi de görülmemekte. Doğu Anadolu'yu bilen ve bu konuda da biraz duyarlı biri olarak hislenmiş bir şekilde gezerken yapılan bir espri beni kopardı herşeyden: 3 Sinop genci bu sergiyi gezerken en yaşlı olanı aynen şu cümleyi kurdu: "Laaa bunlardan bende bir sürü vardı bizim köyün resimleri isteseydi ben verirdim." Güldüm ağlanacak yurdum insanına. 

Çünkü aynı tipler biraz evvel dışarıda var olan bir sergi için yaptıkları belden aşağı eapri ile beni dumur etmişlerdi zaten.
Maria Papadimitriu' nun yaptığı Hotel Nokul (ki Nokul hamurlu bir Sinop yiyeceği) hapishanenin ortasındaki otobüsten oluşma bir otel hakkında yaptıkları yorumlardan sonra yanlarından uzaklaşmıştım ancak beni yine yakalamışlardı... Ben içimdeki güzel duyguları kaybetmeden diğer odalara ve sergilere daldım. Daha sonra Kütüphanedeki güzel videolardan oluşma çalışmaları görmeye gittim.
Ertesi akşam ise yine Bienal dahilinde Ziya Azazi'nin "Kor: Ateşin İçinde Tutsak" isimli dans gösterisi muhteşeme yakın bir çalışmaydı.

Böyle bir organizasyon Sinop' a yakıştı ve burdan emeği geçen herkesi tebrik ediyorum ve özellikle Melih Hoca'yı. Bravo hoca memleketine çok büyük bir katkı yapıyor.
Işıkla Kalın H.

22 Ağustos 2010

Tatilde Hayat

Ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın insanlar tatilin çoğunlukta iyi olduğunu söylerler. Yaşanan tüm yorgunluklara rağmen tatil her zaman gidilesi ve yaşanılası birşeydir. Bir haftalık tatilim de benim için öyle oldu. Güzel yorgunluklar yaşadım, küçük ama devam eden bir boğaz ağrısı getirdim yanımda ama baktığım zaman ruhen gerçekten çok huzurlu geldiğimi fark ettim.
Lütfen cevap verin böyle bir denizin ve doğanın olduğu yerde huzur olmaz mı?

Bilmeyenler için burası Sinop. Evet Türkiye'nin kuzey burnu, tek bir yoldan giriş çıkış yapabilirsiniz. Bir tek trafik lambasının olmadığı, orda yaşayan insanların birçoğunun kıymetini anlayamadığı ve zaman içerisinde de yozlaşmaya aday bir şehir Sinop, umarım yanılırım...
Hükümetin nükleer santral yapmayı planladığı o muhteşem koya sahip Sinop. Amazonların şehri Sinope...
3.cüsü yapılan Bienale sahip şehir Sinop...
Sinop' ta bıraktığım tüm dostlara sevgilerimi gönderiyorum.